MAARİFİN IŞIĞI TÜRKİYE YÜZYILI
<
>
🌟 “İmkânın Sınırını Görmek İçin İmkânsızı Denemek Lazım”
Eğitim, sadece bilgi aktarımı değil; aynı zamanda kimlik, kişilik ve medeniyet inşasıdır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin temel felsefesi de bu anlayışa dayanmaktadır.Ahlaki değerlere yaslanan, insani sorumluluğu önceleyen, düşünsel derinliği ve estetik duyarlılığı esas alan bu yaklaşım; öğrenciyi yalnızca bilgiyle değil, hikmetle de donatmayı hedefler. Bizler de bu ilhamla yola çıktık.
Milletimizin kadim değerlerini, özellikle de adalet, merhamet, iyilik, çalışkanlık, doğruluk ve güzellik gibi temel taşlarını geçmişten bugüne taşıyan en önemli yapı taşlarından biri olan Osmanlı medeniyetinin adab-ı muaşeret anlayışını gençlerimizle yeniden keşfetmek istedik. Bu amaçla, Malatya’dan seçilen dört okuldan 11 öğrenci ve 5 öğretmenin katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz araştırma ve inceleme gezisi, sadece bir tarih yolculuğu değil; aynı zamanda bir değerler arayışı, bir kimlik inşası ve bir bilinç kazandırma çabasıdır.
Gezi öncesinde öğrencilerimiz, Yavuz Bahadıroğlu'nun “Biz Osmanlıyız”, Vehbi Vakkasoğlu’nun “Osmanlı İnsanı” ve Nilhan Osmanoğlu’nun “Osmanlı’dan Bugüne Neyi Kaybettik?” adlı eserlerini okuyarak bu medeniyetin ruhuna dair bilgi sahibi oldular. Hazırladıkları sunumlarla Osmanlı’nın değer dünyasını yorumladılar. İstanbul’da gerçekleştirdiğimiz gezi boyunca, tarihi mekânların önünde çekilen kısa filmler ve söyleşiler, bu tarihsel ve kültürel derinliği görsel hale getirdi.
Projemizde öncelik, başarılı ancak maddi imkânları sınırlı öğrencilerimize verildi. Çünkü inanıyoruz ki fırsat eşitliği, eğitimde adaleti sağlar; adalet de erdemli bireyler yetiştirir. Bu doğrultuda yaptığımız her faaliyet, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin hedeflediği aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim nesiller yetiştirme gayretinin bir parçasıdır.
Divriği, Kemaliye ve Arapgir gibi tarihî ve kültürel anlamda zengin ilçelere yaptığımız geziyle bu süreci derinleştirmeyi hedefledik. Tüm bu içerikler, yalnızca bir anı değil, aynı zamanda yeni nesillere miras kalacak bir değerler atlası olacaktır.
“Bu mümkün değil, vazgeçin.” dediler. Ama biz, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethederken sarf ettiği o veciz sözü kendimize rehber edindik:
“İmkânın sınırını görmek için imkânsızı denemek lazım.”
Bu inançla çıktığımız yolda; kararlılıkla yürümeye, üretmeye, paylaşmaya ve örnek olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz, geleceği inşa etmenin geçmişi bilmekten ve değerleri yaşatmaktan geçtiğine inanıyoruz.
GÖNÜLLERİN FATİHİ
Fatih Sultan Mehmed’ten aldın adını,Atan gibi yüceydi fetih niyetin.Tek aşkın dinin, devletin, milletin,İlk hedefmiş meğer şehadetin.
Hikâyen bitti, ama sonun cennetin.
Yirmi dokuz Mayıs’ta doğdu baban,
Fetih günüydü, tarih yazan zaman.
On beş Temmuz’da doğdun evlat sen ,
Zaferin, direnişin, imanın nişanıydı zaman.
Beş yıl geçti, yine bir on beş Temmuz,
Bu vatan destan yazdı alnının teriyle.
Gökler şahitti o iman dolu öz,
Senin kaderin birleşti o geceyle.
“Mehmet Fatih, fetih yapacak” dedik,
Sen gönülleri fethettin gülüşlerinle.
Adın kaldı dua gibi dillerde,
Ruhun huzur buldu meleklerle.
Sonra ansızın geldi Azrail’in elçisi,
Bir fren sesi kesti nefesi…
Bir melek dokundu alnına sessizce,
Cennet yolu açıldı gözlerinin ışıltısıyla.
Canım, cananım, ciğer pârem, tarihim,
Fatih’im, odan buram buram hasret kokusu.
Her duvarda yankılanır gülüşün suskusu. Yaşar evde sessiz bir vedanın yankısı.
Kağıt gemilerin, anahtarlıkların,
Küçük notlarda yazılı arkadaş isimlerin;
İsmail, Kaan, Enes, Berkay...
Ne söyler bilmem o tarihler,
Belki yarım kalan gülüşlerin takvimidir onlar.
Gözünden ayırmazdı annen seni,
Biri dokunsa kıskanırdı sessizce.
Zarar gelir diye titrerdi kalbi,
Şimdi seni melekler korur sessizce.
Kardeşin rüyasında seni görmüş bir gece,
Cennet kapısında bekliyormuşsun güleççe.
Koşmuş ardına ama yetişememiş,
“Abim bekleyecek, buyur edecek” demiş meleklere.
Annen der ki: “Allah çok sevmiş ki aldı yanına.”
Yürek yansa da razı, sabırla, inançla.
Bilir ki vuslat var bir gün ardına,
Kavuşacaksınız cennetin kapısında.
Sen dersin oradan, rüya sesinle:
“Karınca ısırığı kadar acımadı ana.”
Bilirim gülüşünle karşılandın orada,
Cennet kokar şimdi adın her duada.
Gazze’de çocuk olmak, taşla oynamak,
Salıncağı enkaz, ninnisi bombaların sesi.
Gazze’de anne olmak düşün bir an,
Ne Ahmed kaldı, ne Mehmed, ne Mustafa sesi.
Ama senin Ahmedin var, Mustafan var,
Mehmet’in şimdi Gazzeli çocuklarla oynar.
O dünyadan bu dünyaya giden bir selamsın,
Cennet bahçelerinde koşan bir Fatih sultansın
Bekir ÖZPAN